Satış ve destek hattı : Whatsapp 0538 962 83 67

 

BİLGİ MERKEZİ - STEROİD NEDİR

ANABOLİK  STEROİDLER

Kelime anlamı itibariyle anabolik, "yapıcı" ya da "gelişime yönelik" şeklinde tanımlanabilir. "Steroid" ise vücutta sentez edilip salgılanan bir grup hormona verilen kimyasal isimlerdendir. Anabolik steroidler, doğal erkeklik hormonu olan testosteron'un kimyasal modifikasyonu sonucu sentez edilmiş maddelerdir.

 

Anabolik steroidler sentetik olarak üretilmiş testosteron hormonu veya bu hormondan türetilen bileşiklerdir. Testosteron'un nasıl çalıştığını anlamamız için öncelikle yapısal fonksiyonlarını anlamamız gerekir.

 

Bildiğiniz gibi testosteron erkeklik hormonudur.  Bir erkeğin yaşamı boyunca testislerindeki spesifik hücrelerden değişik miktarlarda salgılanır. Testosteronun etkileri en çok erkek çocuklarda gelişim döneminde fizyolojik olarak kendini gösterir. Bu karakteristik etkiler; ses kalınlaşması, yüz; saç ve vücutta kıllanma, ciltte artan yağ üretimi (sivilcelenme), cinsel organ gelişimi, olgunlaşmış sperm üretimi ve libido artışıdır. Bunlar testosteronun “erkekleştirici” ya da “androjenik etkileridir.

 

Vücutta testosteron seviyelerinin artması, aynı zamanda içlerinde “protein sentezinin artması” (yeni kas lifi oluşumu) gibi sonuçlarında bulunduğu “anabolik” etkilerde yaratır. Testosteron kadın ve erkek vücudunda çok farklı miktarlarda salgılandığından, erkekler kadınlardan daha fazla adale ve güce sahiptir. Spesifik olarak belirtmek gerekirse; yetişkin bir erkek vücudu günde yaklaşık 2,5 ila 11 mg testosteron salgılarken bu rakam yetişkin bir kadında 0,25 mg düzeyindedir (kadında 10 ila 44 kat daha az). Kadın vücudundaki baskın hormon ise yağ birikimi, yaşla orantılı zayıflayan kemik yapısı ve daha kısa boya yol açan “östrojen” dir.

Kanda serbest halde dolaşan testosteron molekülleri çok çeşitli hücre yapıları ile etkileşime girebilir.  Bunlar arasında iskelet kas hücreleri, deri ve kafa derisi, karaciğer, kemik, merkezi sinir sistemi ve prostat dokusu sayılabilir.

 

Testosteron, etkilerini gösterebilmek için hedef hücre ile bağ oluşturur ve sadece o vücut hücre tipinde (doğru androjenik hormon reseptörlerini barındıran hücrelerde) etki gösterir. Reseptör ve hormon arasındaki bu bağ sitozol içinde bir hücre içi reseptör bileşiği oluşturur. Daha sonra bu reseptör – hormon bileşiği, DNA hücresi hormon tepki unsuru ile etkileşime geçebileceği yer olan hücre çekirdeğine geçer. Bu işlem hücrenin iki temel kasılabilen aminoasit türü olan actin ve myosin sentezini artırır. (kas büyümesi)

 

Bu işlem tamamlandığında reseptör – hormon bağı kopar ve serbest kalır. Daha sonra yeni bir oluşum için tekrar sitozol’a dönerler. Testosteron buradan da başka hücrelerle etkileşime geçebilmek için tamamen serbest kalır Bahsettiğimiz tüm bu döngü uzun zaman alır. (birkaç saat)

 

Serbest formdaki Testosteronu artırmak...

Vücuttaki testosteronun çok küçük bir bölümü bu işlemleri gerçekleştirebilmek için serbest haldedir.

 

Vücuttaki testosteronun büyük bir bölümü cinsel hormon bağlayıcı globülin, diğer büyük bir bölümü ise albüminlere bağlanır. Albümin geçici olarak testosteronun hücrelerle etkileşime geçmesini engeller. Testosteronun vücuttaki dağılımı tipik olarak şöyledir; %45 kadarı cinsel hormon bağlayıcı globülinlere, %53’ü ise albüminlere bağlanır. Kalan %2’lik kısım kanda daha önce bahsettiğimiz anabolik etkileri gerçekleştirebilecek şekilde serbest haldedir.

 

Kanda gelişime yönelik kullanılabilecek testosteron miktarı  %2 gibi çok düşük bir miktar olduğundan, serbest durumdaki testosteron yüzdesi çok önemlidir. (gelişime yönelik) Dışarıdan testosteron alarak bu miktarı yükseltmeyi amaçlarız.

 

Vücuttaki cinsel hormon bağlayıcı globülin seviyeleride değişkendir ve bu düzeyler birkaç faktöre bağlıdır. En önemli faktör ise kandaki östrojen ve tiroid hormonları seviyesidir. Plazma bağlayıcı globülin miktarı, kandaki östrojen ve tiroid hormonları seviyesi ile doğru orantılıdır. Dışarıdan anabolik / androjenik steroid alındığında globülin miktarında düşüş gözlemlenir. Bu seviyenin düşmesi vücutta protein sentezi yolu ile gelişim için kullanılacak testosteron yüzdesinin artmasına neden olur.

 

Globulin miktarını düşürmek serbest durumdaki testosteron miktarını artırmanın tek yolu değildir. Bazı diğer steroidlerde bu proteinlere testosteron gibi bağlanarak serbest durumdaki testosteron miktarını koruyabilir. Kabaca, bağlanacak protein sayısı ne kadar az ise serbest formdaki testosteron miktarı o kadar çok olur.

 

İşte bu şekilde (başka bir tip steroid kullanarak) kandaki serbest testosteron oranını artırabildiğimiz için bazı steroidler “diğer steroidlerin etkisini artırır” diyebiliyoruz. Bu durum alınan testosteronun kanda istikrarlı bir düzeyde kalabilmesini ve organlar arasında dengeli bir dağılım yapılabilmesini sağlar. Bu şekilde hormonun bağlanma eğilimini manüple ederek serbest kalmasını sağlamak kullanılan hormonun potansiyelini ve gücünü artırır.

 

Vücuttaki testosteronun çok küçük bir bölümü bu işlemleri gerçekleştirebilmek için serbest haldedir.

Kandaki testosteron

Testosteron ve...

Tüm anabolik / androjenik steroidlerin birincil etkisi hücresel androjen reseptörlerini aktif ederek protein sentezini artırmaktır. Dışarıdan anabolizan kullanımı yolu ile hormon düzeyleri artırılır ve protein sentezi artırımı etkisi alınır. Androjen reseptörlerini aktive etmenin dışında, başka tip steroidleri reseptörlere bağlayarak, belli bölgelere etki eden steroidleri kullanarak veya hücre içi büyüme artırıcı maddeleri kullanarakta dolaylı etki alınabilir. Kas kütlesinin büyüme veya küçülme eğilimleri sadece protein sentezi ile ilgili değildir. Protein yıkımı veya dokulara besin taşınması gibi diğer önemli faktörlerede bağlıdır. Protein yıkımından kasıt vücudun bozulmuş veya kullanılamayacak durumdaki proteinleri parçalaması ve yerine amino asitler yolu ile yenilerinin koyularak kas büyümesinin yolunu açması sürecidir. Örneğin besinlerin kas dokularına taşınmasında da önemli rol oynayan insülin hormonu atıl proteinlerin parçalanmasını destekleyerek yerine yenilerinin yapılmasını ve dolaylı olarakta kas büyümesinde önemli bir rol oynamaktadır.

 

Testosteronun Anti-Glukokortikoid etkisi:

 

Androjen mekanizmasında en önemli etkenlerden biride Glukokortikoidlerdir. Bu hormonun görevi şu ana kadar bahsettiğimiz etkilerin tam tersidir. Stoklanmış proteinlerin salıverilme emrini vermekle sorumludur. Bu süreç “Katabolik” (kas dokusu yıkımı) olarak adlandırılır.    Ancak testosteronun anabolik etki düzeyi kortizolün dejeneratif etkilerini geçtiği sürece kas büyümesi elde edilebilir.

 

Kullanılan steroidlerin androjenik etkisi ne kadar yüksek ise glukokortikoid etkisi o kadar baskılanır. Başka bir deyiş ile androjenik etki yükseldikçe glukokortikoid baskılanarak anabolik etkiye, kasların adaptasyonuna ve protein sentezine yer açmak zorunda kalır. Etkisi azaldıkça daha az sayıda hücreye protein salıverilme emri gider. Bu durum uzun vadeye yayıldığında daha çok protein birikimi sağlanmış olur. Bu duruma neden olan mekanizmanın androjenlerin glukortikoidlere tepki veren elemanların DNA bağlarına dolaylı yoldan müdahale etmesi ve glukokortikoidlerin reseptörlerden androjen çıkarması olduğu düşünülmektedir.

 

Testosteron ve kreatin:

 

Kreatin fosfat, kas dokularının ana enerji maddesi olan ATP (adenozin trifosfat) üretiminde hayati bir rol oynar. Kas hücreleri kasıldığında ATP parçanarak ADP ‘ye (adenozin difosfat) dönüşür ve kasların kullanabileceği enerji açığa çıkar. Hemen ardından hücreler başka bir işleme geçerek, boşalan ATP rezervlerini doldurmak amacıyla kreatin fosfat kullanarak ADP yi orijinal haline (ATP) döndürür. İşte bu işlem için kullanılabilecek kreatin fosfat miktarı yüksek olursa ATP çok daha hızlı ve etkili bir biçimde yerine konabilir. Aynı zamanda adalelerde daha güçlü ve dayanıklı hale gelir. Steroid kullanımı sırasında erken dönemde yapılacak kreatin fosfat takviyesi dayanıklılığı önemli ölçüde artırır. Anabolik / androjenik steroidlerle kombine yapılan kreatine fosfat alımı, dayanıklılığı ve kas büyümesini dramatik ölçüde artırırken toparlanma süreçlerinin süresinide ciddi oranda kısaltır.

 

Testosteron ve IGF-1:

 

İnsülin benzeri büyüme faktörleri(IGF)’ninde kas kütlesinin büyümesinde dolaylı bir etkisi olduğu bilinmektedir. Yaşlı erkeklerde testosteron eksikliğinin giderilmesi amacı ile yapılan takviye tedavilerinde IGF reseptör konsantrasyonlarının arttığı gözlemlenmiştir. İskelet kas hücrelerinde IGF-1 üretimi ve doğru fonksiyon göstermeleri için kanda hali hazırda bulunan büyüme hormonu ve IGF düzeylerinden bağımsız olarak androjenlere ihtiyaç duyulmaktadır. IGF-1in steroid kürleri ile birlikte kas büyümesinde (çok yüksek düzeyde olmasada) bir etkisi vardır.

Östrojen aromatizasyonu ve PCT (kür sonrası tedavi)

Kadın temel cinsiyet hormonu olan östrojen'in sentezi için ana kaynak testosteron’dur. Erkek vücudunda bulunması garip görünsede östrojen yapı olarak testosterona çok benzer. Aromataz enziminin küçük bir tetiklemesi ile erkek vücudunda östrojen üretilir. Aromataz enziminin bu faaliyeti;  yağ dokusu, karaciğer, gonadlar, merkezi sinir sistemi ve iskelet kas dokusu gibi vücudun değişik bölgelerinde meydana gelir.

 

Östrojenik steroidlerin uzun süre ve yüksek miktarlarda kullanımı sonrası büyük miktarlarda aromatizasyon gerçekleştiğinde su tutumu, kadın meme dokusu gelişimi (jinekomasti) ve vücutta yağ stoğunun fazlalaşması gibi istenmeyen sonuçlara neden olur. PCT tedavileri (kür sonrası tedavi) bu durumun önüne geçmek için yapılır.

 

Ortalama sağlıklı bir erkek vücudundaki östrojen üretimi normal şartlarda önemli düzeyde değildir. Hatta üretilen bu küçük miktardaki östrojen kan kolesterol değerleri açısından faydalıdır.

 

Yüksek miktarda aromatizasyon sonucu oluşan istenmeyen etkilere bakarak birçok yönden çok önemli bir hormon olan östrojenin hiçbir faydası olmadığı sonucuna varılmamalıdır. Östrojenik (aromatize olan) steroidlerin en iyi kas kütlesi büyütücü steroidler olduğu sporcular tarafından uzun süredir bilinmektedir. Ancak buna glikoz kullanımının artması, büyüme hormonu salgılanma artışı ve androjen reseptör miktarındaki artışın neden olduğu ise ancak son yıllarda anlaşılmıştır.

 

Östrojen, kas dokusunda glukoz kullanımını artırarak anabolik süreci önemli oranda güçlendirir. Bunu, kas dokularının glukoz kullanımı ve onarılmasını sağlayan mekanizma ile direkt bağlantılı olan Glukoz 6-Fosfat Dehidrogenaz (G6FD) miktarlarını artırarak gerçekleştirir.

 

G6FD ; hücre içinde onarım ve iyileşme için sentezlenecek nükleik asit ve lipid miktarlarını belirleyen “pentoz fosfat yolu”nun hayati bir bileşenidir. İskelet kaslarının (örneğin ağır bir antreman sonrası) onarımı sürecinde G6FD miktarlarının yükseldiği gözlemlenmiş ve bunun vücudun onarım ve iyileşme mekanizmasının bir parçası olduğu anlaşılmıştır. Östrojen tüm bu mekanizma için gerekli bir bileşendir.

 

Östrojen aynı zamanda büyüme hormonu ve karaciğerden salgılanarak büyüme hormonu üretimini uyarıcı olan IGF-1 (insülin benzeri büyüme faktörü) üretiminde önemli bir rol oynar.

PCT nedir neden yapılır

İnsan vücudunun hormon düzeylerini her zaman dengeli tutma eğilimi vardır. Bu eğilime “homeostatis” adı verilir. Dışarıdan alınan androjenler vücutta hormon fazlalığına neden olur. Vücut buna kendi testosteron üretimini azaltarak yanıt verir. Bu yanıt mekanizması hipotalamus’un yüksek hormon düzeylerine cevap olarak GnRH’in (Gonadotropin) salgılanmasını kesmesi ile gerçekleşir.

 

PCT tedavisinde Pregnyl gibi gonadları uyarıcı gonadotropin ilaçları doğal testosteron üretimini tetikler ve yeniden vücuda doğal testosteron salgılattırır.

 

Ayrıca aromatizasyon nedeni ile oluşan östrojenin reseptörlere bağlanmasını  engellemek amacı ile Nolvadex, ya da anti-aromataz olan (aromatizasyonu yani östrojene dönüşümü engelleyen) Arimidex gibi ilaçlar kullanılır. Östrojen dönüşümünü engellemek , dönüşen östrojeni de bloke etmek ve vücudun kendi testosteron üretimini tekrar başlatmak amacı ile kür sonrasında yapılan bu tedavi sürecine "PCT" (Post Cycle therapy - kür sonrası tedavi) denir. Kürde kullanılan steroidin vücudu terketme süresiyle orantılı olarak kürün son haftası, hemen kür sonrası veya 1-2-3 hafta sonrasında başlanılır.

 

PREGNYL (HCG)

Steroid kullanımının doğal bir sonucu olarak vücutta doğal testosteron hormonu üretim miktarı düşer. Bu dönemin sonlanıp vücudun kür öncesi testosteron üretim miktarlarına ulaşması bazen aylar, hatta bazı durumlarda yıllar alabilir.

“Human Chorionic Gonadotropin”  (HCG) hamileliğin erken dönemlerinde kadın vücudunda bulunan bir polipeptid hormondur. Gonadotropin, LH 'ı (Luteinizing hormone) taklit eder. Vücutta LH salgılandığında testislere testosteron üretimi sinyali gönderir. Pregnyl gibi gonadları uyarıcı gonadotropin ilaçları bu şekilde doğal testosteron üretimini tetikler ve yeniden vücuda doğal testosteron salgılattırır.

 

NOLVADEX (Tamoxifen citrate)

Nolvadex güçlü ve efektif bir Selective Estrogen Receptor Modulator (SERM)dur. Genel olarak anti-östrojen olarak anılsada, vücutta bazı durumlarda östrojen gibi davranır. 1961 yılında Hormonal kaynaklı göğüs kanseri tedavisi / önlemesi için üretilmiştir. Nolvadex steroid kürlerinde östrojenik yan etkileri önlemek için kullanılır. PCT (kür sonrası tedavi)nin bir parçasıdır. Nolvadex östrojen hormonu alıcılarına bağlanarak östrojenin bu reseptörlere bağlanmasını engeller. Erkek vücudundaki en fazla östrojen reseptörü meme uçlarında olduğundan nolvadexin bu reseptörleri kapatması jinekomasti’yi önler. Nolvadex ayrıca östrojenin hipotolamustaki negatif etkilerini önleyerek LH ve FSH salınımını artırır. Bunlar naturel testosteron üretimi için gerekli hormonlardır. Bu etki zaten steroid kullanımı ile baskılanmış olan doğal testosteron üretimini artırmak anlamında çok önemlidir.

Kürün içeriğine bağlı olarak kür sırasında veya sonrasında kullanılabilir.

 

ARIMIDEX (Anastrozole)

Nolvadex ten daha güçlü bir anti östrojen ve daha da önemlisi güçlü bir anti-aromataz olan Arimidex,  aromataz enzimini bloke ederek daha en başından östrojen dönüşümünü %80-90 gibi oranlarda engeller. Böylece jinekomastideki gibi östrojen reseptörlerine bağlanabilecek östrojen miktarı daha en başından düşük tutulur. Nolvadex östrojenin reseptörlere bağlanmasını önlerken arimidex östrojen dönüşümünü engeller. Tıpkı Nolvadex gibi “Arimidex” te östrojenin hipotolamustaki negatif etkilerini önleyerek LH ve FSH salınımını artırır. Bunlar naturel testosteron üretimi için gerekli hormonlardır. Bu etki zaten steroid kullanımı ile baskılanmış olan doğal testosteron üretimini artırmak anlamında çok önemlidir. Ayrıca bu tür ürünlerin kullanımı su tutumu gibi östrojenik yan etkileri minimumda tutar.

 

PROVIRON

Proviron steroid dünyasında en yanlış anlaşılan anabolik steroidtir. Proviron aslen androjenik etkileri testosteronun %30u kadar,  anabolik etkileri ise testosteronun yaklaşık 1,5 katı olan çok önemli bir steroidtir. Ancak aromataz enzimini inhibe ederek aromatizasyonuda ciddi oranda engellediği için genellikle bir anti-aromataz olarak bilinmektedir. Ancak bir anabolik androjenik steroid olarak proviron çok önemli özelliklere sahiptir;

Proviron diğer steroidler gibi doğal testosteron üretimini baskılamaz. Hatta üretilen sperm miktarı, sperm kalitesi ve libidoyu artırır. Cinsel hormon bağlayıcı globulinlere bağlanarak serbest formdaki testosteron miktarını artırır. Aslen androjen reseptörlerine bağlanarak metabolik aktiviteyi ve diğer steroidlerin etkisini artırır...

Proviron’un anabolik etkileri yapısal olarak testosterondan yüksek görünsede efektif anabolik çıkışı düşüktür. Bu anlamda biraz halotestine benzer. Fakat androjenik etkilerin efektif çıkışı, yapısında görünenden çok daha yüksektir.

Proviron, testosteron düzeylerinin düşük tutulmasını gerektiren tüm hacim kürlerinde androjenik bir katkı olarak kullanılabilir. Aslen Masteron gibi sertleştirici bir etkisi olduğundan ve daha da önemlisi diğer sertleştirici steroidlerin etkilerini artırdığından definisyon kürlerinde popüler olarak kullanılmaktadır. Ayrıca östrojenik yan etkileri azalttığı ve anti-aromataz etkisi bulunduğundan bir  PCT ilacı olarak kür içinde kullanılır.

Dihidrotestosteron (DHT) dönüşümü

Dihidrotestosteron, yani bilinen ismi ile DHT, testosteronun kendisinden 3-4 kat daha güçlü bir hormondur. İnsan vücudunda natürel olarak bulunan, en güçlü hormon olduğu kesindir. Testosteronun ve bu dönüşüme uğrayan tüm anabolik / androjenik steroidlerin işleyişlerini tam olarak anlayabilmek için bu dönüşümden mutlaka bahsetmemiz gerekir.

 

Testosteron 5-alfa redüktaz enzimi ile tepkimeye girerek dihidrotestosterona dönüşür. Bu enzim testosteronun yapısına 2 hidrojen atomu ekleyerek varolan C4-5 çiftli bağını yokeder ve dönüşüm gerçekleşir. Bu bağın yokedilmesi önemlidir çünkü ortaya çıkan dihidrotestosteron, androjen reseptörlerine bağlanmaya çok daha fazla eğilimlidir. 5-alfa redüktaz enzimi vücutta prostat dokusu, cilt, kafa derisi, karaciğer ve merkezi sinir sisteminin birçok bölgesinde yoğun miktarda bulunur. 5-alfa redüktaz enziminin vücutta güçlü androjenik etkiye ihtiyaç duyulan bu bölgelerde yoğun olarak varoluşu, testosteronun gücünü bu bölgelerde artıran bir mekanizmaya işaret eder.

 

Bu tip bölgesel testosteron güç artışlarının sivilcelenme ve kafa derisinde dihidrotestosteron oluşumu kaynaklı saç dökülmesi gibi yan etkileri de olabilir. Ancak bunlar için sadece DHT suçlanmamalıdır keza diğer androjenik steroidlerinde bu sonuçlarda etkisi vardır.

 

DHT merkezi sinir sisteminin organizasyonu ve işleyişi açısından hayati öneme sahiptir. Birçok sinir hücresi aktif androjen reseptörleri barındırdığından özellikle bu bölge için dihidrotestosteron varlığının daha önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışmalar DHT nin bu hücrelerde testosterondan çok daha güçlü bir etkisi olduğunu göstermiştir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde hem testosteron hemde DHT’nin bu sinir hücrelerindeki androjen reseptör miktarını artırdığını; ancak sadece DHT’nin bu düzeyleri 21 saat boyunca koruyabildiğini göstermiştir.

 

Sporcular açısından buradaki önemli nokta merkezi sinir sistemi ve iskelet kas sistemi arasındaki güçlü ilişki (nöromüsküler sistem)dir. Vücudun antremana alışabilmesi ile merkezi sinir sisteminin kas dokularındaki sinir uçlarını aktif edebilme yeteneğinin, merkezi sinir sistemi ve iskelet kas sistemi arasındaki ilişkiye bağlı olduğu konusunda tartışmalar vardır.

 

5-alfa redüktaz enziminin inhibitörü olan “finasterid” yolu ile kür sırasında bu dönüşümün engellenmesi, kas gelişimini ve gücü düşürebilir…

 

Bazı sporcuların kür esnasında birdenbire gelişimin durduğu, steroidin etkisini kaybettiği şeklinde şikâyetlerde bulunması bu yüzdendir.

Yan Etkiler hakkında...

 

Sivilcelenme :

 

Vücuttaki sivilce sayısındaki ani artış steroid kullanımının en önemli göstergelerinden biridir. Yetişkin bir insan bile anabolik steroid kullandığında bu problemle karşı karşıyadır. Bu, cilde yağ salgılayan yağ bezlerinin androjenler tarafından tetiklenmesi nedeni ile olur. Ciltte bu tip hormon düzeylerindeki artış, en çok sırt, omuzlar ve yüzde olmak üzere tüm vücutta salgılanan yağ miktarını artırır. Yüksek androjenik steroidlerin kullanımı sırasında bu durum çok şiddetli olabilir ve ciltte lekelere ve noktalara neden olabilir. Sıkça yüzü yıkamak ve her antreman sonrası duş almak bu etkiyi azaltır. Kür sonlanana kadar dermatolojistler tarafından bile yapılabilecek pek bir şey yoktur.

 

 

Kanser? Tehlikede miyim? :

 

Steroid kullanımının kansere neden olabileceği söylensede, bu çok nadir bir durumdur. Steroidler zaten vücut tarafından salgılanan hormonların sentetik versiyonları olduğu için çok kolay metabolize olurlar ve genelde organlara çok az yük bindirirler. Gerçekte birçok steroid, tanılanmış karaciğer rahatsızlığı olan insanlarda dahi minimal yan etkilerle kullanılabilirler. Bu duruma tek istisna Anadrol 50 gibi C17 alfa alkile bileşikleridir. Bunlar zaman zaman karaciğere zarar bile verebilirler. Çok nadir durumlarda kansere yolaçabildikleri gözlemlenmiştir.

 

 

Kardiovasküler Sistem :

 

Anabolik steroid kullanımı LDL, HDL ve toplam kolesterol değerlerini değiştirebilir. Bildiğiniz gibi HDL damarlardaki kolesterol birikimlerini yok edebildiğinden ”iyi kolesterol” olarak bilinir. LDL ise tam tersi damar duvarlarında kolesterol birikimine yardım eder. Steroid kullanımı sırasında kandaki LDL miktarları artarken, HDL miktarı düşer.

 

 

Depresyon ve sinirlilik hali :

 

Steroid kullanımı vücuttaki hormon düzeyini artırdığından, kullanan kişinin mental durumunu da etkileyebilir. Depresyon hali kişinin androjen / östrojen düzeyleri aşırı dengesizleştiğinde olur. Bu durum genelde erkeklerde, steroid kullanımının sona erdiği ve yüksek östrojen seviyelerine, vücudun kendi testosteron üretiminin baskılanmış olma durumu eşlik eder. Sinirlilik hali ise steroidlerin sevilmeyen yan etkilerinden biridir. Erkekler testosteron farkından dolayı zaten kadınlardan daha asabidir. Bu durum steroid kullanımı sırasında daha da belirginleşebilir. Öfke kontrolü zayıf kişilerin steroid kullanmadan önce bu etkiyi gözönünde bulundurmaları gerekir.

 

 

Jinekomasti :

 

Jinekomasti, tıbben erkek vücudunda kadın meme dokusu gelişimine verilen isimdir. Aromatize olan güçlü androjenler (testosteron, dianabol gibi) kullanıldığında erkek vücudunda östrojen seviyelerinin alışılmadık düzeyde artması sonucu oluşur. Fazla östrojen memelerdeki reseptörler üzerinde etkili olur ve meme dokusu gelişimini teşvik eder. Eğer tedavi edilmez ise meme ucu çevresinde genelde çok kadınsı bir görünümde, çirkin bir doku gelişimi oluşur. Kür sonrası PCT tedavilerinin bir amacıda bu durumu önlemektir.

 

 

Saç dökülmesi :

 

Yüksek androjenik etkiye sahip steroidlerin kullanımı saç derisinde negatif etkiler yaratabilir. Tipik olarak bunun nedeni bu dokulardaki androjen düzeylerinin (en çokta DHT dönüşümü güçlü olan “testosteron” nedeni ile) artmasıdır. Bu şekilde gerçekleşen saç kaybına verilen isim “androgenetik alopesi” dir. Alopesi, erkek androjenik hormonlarının etkileşimi ve genetik yatkınlık sebebi ile ortaya çıkmaktadır. Alopesi hastalarında varolan saç tellerinin daha ince ve güçsüz, DHT düzeylerinin ise yine kel olan normal birine oranla daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir.

 

 

Yüksek kan basıncı ve su / tuz retansiyonu :

 

Anabolik steroid kullanan sporcular kan basınçlarında hafif bir artış olduğunu farkedeceklerdir. Bu durum çoğunlukla östrojene çevrilme eğilimi yüksek olan  (testosteron ve dianabol gibi) steroidlerle ilişkilendirilmiştir. Vücutta artan östrojen düzeyi su ve tuz tutulumuna yol açar, bu da kan basıncının artmasına neden olur. Bu etki yoğun antremanlar ve çabuk kilo kazanma nedenleri ile daha da güçlenebilir.

 

Ayrıca su tutumu nedeni ile adalelerin ayrıntılarını görmekte güçleşir (bulk görünümü). Su tutumu bulk kürlerinde sporcu için büyük bir problem olmasada, fazla su tutumu nedeni ile artan kan basıncı fazla yükselir ise hipertansiyona, süreklilik kazanırsa da böbreklerde hasara yolaçabilir. Vücut normal şartlara göre çok daha fazla su ile başetmek zorunda olduğundan gerilim altındadır. Sporcuların bu duruma dikkat etmesi ve önlem alması gerekir.

 

 

Bağışıklık sistemi :

 

Steroid kullanımının kişinin bağışıklık sistemi üzerinde etkisi olduğuda gözlemlenmiştir. Bununla birlikte bu etkinin iyi veya kötü yönde olacağını söylemek mümkün değildir zira kişiden kişiye değişebilen bir durumdur.

 

 

Böbrekler :

 

Böbrekler yanürünlerin ve zararlı maddelerin vücuttan filtrelenmesi ve atılmasından sorumlu olduğundan, çoğunluğu vücuttan idrar yolu ile atılan anabolik steroidlerin kullanımı böbrek üzerinde bir stres yaratır. Genelde böbreklerin zarar görme durumu steroid kullanan kişinin kan basıncı çok yüksek ise maruz kalınan stres nedeni ile gerçekleşir. Steroid kullanımının genelde çocuklar ve bebeklerde görülen, hızlı gelişen bir böbrek kanseri tipi olan “wilms tümörü” ile bağlantısının olabileceğini öngören kanıtlar vardır. Buna rağmen böyle vakalar çok nadir olmakla beraber, bu durumun steroidlerle direk bir bağlantısıda bulunamamıştır.

 

 

Testiküler Atrofi :

 

İnsan vücudunun hormon düzeylerini her zaman dengeli tutma eğilimi vardır. Bu eğilime “homeostatis” adı verilir. Dışarıdan alınan androjenler vücutta hormon fazlalığına neden olur. Vücut buna kendi testosteron üretimini durdurarak yanıt verir. Bu yanıt mekanizması hipotalamus’un yüksek hormon düzeylerine cevap olarak GnRH’in (Gonadotropin) salgılanmasını kesmesi ile gerçekleşir. Pregnyl gibi gonadları uyarıcı gonadotropin ilaçları bu boşluğu doldurma amacı ile kullanılır.

Steroid kullanımına yeni başlayacaklar için önemli bilgiler

Herşeyden önce bilinmesi gerekir ki; steroidler mucize değildir. Herşeyi steroidlerden beklemeyin. Steroidler "zaten doğru yaptığınız birşeyi bir basamak yukarı taşımak içindir"... Doğru kişiler tarafından amacınıza uygun hazırlanmış bir diet programı, iyi dinlenme ve doğru bir antreman programı olmadan istediğiniz sonuçları elde edemezsiniz. "Daha fazla steroid = daha iyi gelişim" demek değildir. Vücudun birim zamanda kullanabileceğinden daha fazla steroid alımı sadece yan etki görülme ihtimalini artırır ve organlarınıza anlamsız bir yük bindirir. Profesyonel ve steroidlere toleransı yükselmiş sporcular sizden çok daha fazla steroid kullanabilir. Hiç bir zaman bir başkası için hazırlanmış bir beslenme programı veya steroid kürünü uygulamayın. Bir kişide çok etkili olan bir steroid bir başkasında aynı etkiyi göstermeyebilir. Vücut geliştirmenin bireysel bir spor olduğunu, sizin vücudunuz ve metabolizmanız ile ilgili olduğunu unutmayın. Bu bir süreçtir ve sabır bu süreçte en önemli etkendir. Kendi vücudunuzu tanımak için kendinize süre tanıyın. Zamanla kendi vücudunuzda neyin etkili olup neyin olmadığını daha iyi anlayacak ve bir sonraki adımınızı daha iyi planlayabileceksiniz.

 

Halihazırda herhangi bir ciddi  rahatsızlığınız var ise (karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği, kalp rahatsızlıkları, tansiyon gibi) doktor onayı olmadan steroid kullanmayın. Sigara kullanıyor ve 30 yaşını aşmış iseniz herhangi bir rahatsızlığınız olmasa dahi yüksek performans gerektiren spor dallarına ve steroid kullanımına başlamadan önce mutlaka bir karaciğer / kalp damar sağlığı tetkiki yaptırın.

 

Öncelikle mutlaka kendi araştırmanızı yapın. Başkalarından bilgi , tavsiye , steroid almadan önce mutlaka temel bilgilere haiz olun. Steroid nedir, testosteron nasıl etki eder, aromatizasyon nedir, hangi steroid ne için kullanılır;  ana hatları ile bilin. Böylece hayatında spor yapmamış veya hiç steroid kullanmamış, kullanmış olsa dahi bilgiden yoksun, amacı sadece para kazanmak olan kişilerin "testosteron enantat yağ yakar" , "7 kilo su tutarsın" , "ilk kürde deca / trenbolone olmaz" "testosteron, östrojene karşı çalışır" gibi komik söylemlerine inanmazsınız. Steroidler ancak bilinçli ve doğru dozda kullanıldığında; antreman, beslenme ve dinlenme faktörleri ona uygun olduğunda optimum etkiyi yaratır. Sağlığınızı bir başkasının kararına ipotek etmeyin. Bilgilendikçe ortalıkta ne kadar fazla yanlış bilginin dolaştığının farkına varabileceksiniz. Siz neye ihtiyacınız olduğunu bilin, ayrıntılar için yardım alın.

 

Asla başlangıç için 10 haftadan fazla ve dozajları yüksek kürlere girmeyin. Vücudunuza ilk defa girecek olan dozlardan  zaten fazlası ile etki alacaksınız. Henüz steroidlere toleransınız yok, unutmayın! Çok fazla kişiye sorarak kafa karışıklığı yaratmayın. Yeni başlayanların en büyük problemi kafa karışıklığı ve ne kullanacağını bilememektir. Tek sebebi araştırmamaktır. Başkalarına sormadan önce araştırmanızı yaparak mutlaka bilgi edinin! Bilgi edinirken çok farklı "fikir!" lerin ve hatalı bilgilerin bulunduğu forumları değil, bilgi verme amaçlı ciddi siteleri tercih edin. "Fikir"e değil, "bilgi"ye ihtiyacınız var, unutmayın...

 

Tüm bu sorunları aşıp ilk kürünüze başladığınızda, süreci iyi kullanın. Alabileceğiniz maksimum verimi almak için, uyku düzeninize ve beslenmenize dikkat edin. Kullandığınız steroidlerin vücudunuzda nasıl bir etki yarattığını hafızanıza kazıyın. Bilgi edinme ve vücudunuzu tanıma süreci devam ediyor...

steroidsepeti4.com 2012-2020®